Uzmanlar yanılmış! Mozaikte “Neşeli ol, hayatını yaşa” yazmıyormuş!

0

Geçtiğimiz günlerde Antakya’da yürütülen kazı çalışmalarında bulunan ve Grekçe “Neşeli ol hayatını yaşa” yazılı olduğu iddia edilen mozaiğin üzerindeki yazının doğru tercüme edilmediği ve basın bülteninde verilen bilgilerin yanlış olduğu belirlendi! Haber ajansları ve yayın organları tarafından dünya basınına servis edilen haberle ilgili açıklama getiren Alfingen Dodür, yapılan yanlışı sosyal medya hesabından aşağıdaki sözlerle esprili bir dille açıkladı.

 

ANTAKYA-HATAY-MOZİK-MAİN

 

” Ablalar, abiler, değerli halalarımız,

Mozaikte “NEŞELİ OL, HAYATINI YAŞA” falan yazmıyor.

Bayağı iyi olurdu yazsa idi, ama Antakyalı ev sahibi metin yazarı olarak Süheyl Uygur’u tutmamış, o yüzden yazmıyor.

Ya ne yazıyor? “Neşeli” yazıyor, o kadar. ΕΥΦΡΟΣΥΝΟΣ.

Yanında şarap testisi ve ekmek somunuyla yan gelip yatmış “Neşeli iskelet Kadir”i görünce, bunun tabii ki “Abi yakında geberizleyeceğiz, cavlağı çekmeden yeyip içelim, ha bir de her an topu dikebileceğimizi de hep hatırlayalım, Allaan işi belli olmuyor” manasına geldiği açık, orası ayrı.

Ama “neşeli”yi de “neşeli ol, hayatını yaşa, yarın bi moda sahilde park birası yapalım, sonra ordan da sercan’lara gider batının ahlakını alırız, sabah menemenle final, üzerine sohbette kalite keyfi” filan diye devam ettirmeye gerek yok.

9e476ef17db5a3b8ee178ad7860bea77

Bu iskeletor terbiyesizleri zaten Roma döneminde çok rağbet görüyorlar. Nereden biliyoruz? MÖ 1.- MS 2. yy civarı Epikürcü gevşeklerin (no ofens Epikürcüler) yine geçer akçe olmaları sayesinde sağa sola iskelet koymak adetten olmuş da oradan biliyoruz.

 

Mosaic-showing-a-skeleton-holding-two-wine-jugs-askoi-brimus467_productlarge

 

Yemek sofralarının civarına yerleştirilen küçük minyatür iskelet modellerine “larva convivalis” deniyor, yani efem “şölen hayaleti”! Edebi referans Satyricon’da mevcut: http://bit.ly/1XP6VIK.

Bu cimcime boyutlu arkaşların bir düzineden fazlası da hala çeşitli müzelerde, en yakışıklılarından biri için buyrun: http://www.getty.edu/art/collection/objects/8376/unknown-maker-miniature-skeleton-roman-1st-century/

Yine yemek salonlarında mozaik olarak ne makbul? Tabii ki iskelet! Buyrun Pompeii’den http://bit.ly/1SC4BmY

27ed49180ccae443811ddc8f2dfde5e8

 

Böylece birinci sahneyi bitirdik. Şimdi gelelim ikincisine ve basın açıklamasını okuyalım: “Orta sahnede ise güneş saati ve ona koşan giysili bir genç ve arkasında çıplak kafalı bir uşağı var. Güneş saati 9 ile 10 arasında. Saat 9.00 Romalılarda hamam saati. Saat 10.00’da ise akşam yemeğine yetişmek zorunda. Eğer yetişmezse çok ayıp karşılanıyor. Orta sahnede böyle bir anlatım var. Sahne üzerinde yemeğe geç kaldığını belirten bir yazı var. Diğerinde de zaman kavramını anlatan bir yazı yer alıyor.”

 

1461364219748

 

Abicim (abicim derken cinsiyetçi manada abicim değil de, “yav hafız neler diyorsun” manasında abicim), adam “akşam 10″da (eğer Roma saati ile “Onuncu Saat”ten, hora decima’dan bahsediyorsak, o zaten öğleden sonraya denk geliyor.) yemeğe yetişmeye çalışıyorsa iki problem var burada:

a) o saatte akşam yemeği yersen midene oturur, sabaha kadar karabasan görürsün, artı kabız ve arkasından gelen basur tehlikesi baş gösterir, Romalılar o kadar dümbelek mi?

 

b) Gece ondaki akşam yemeğinin saatini GÜNEŞ SAATİNDEN nası görüyoruz yav, Helsinkili mi bu adam? Mağcır görünümlü sarışın gibi bir şey olsa hadi diyeceğiz Helsinki. Hayır ama adam Antakyalı yahu. Daha 15 yaşında sayısal öğrencisi top sakalı bırakıyor ve Yıldız makinaya giriyor bu çocuklar. Ne Helsinkisi.

Peki yazıtta ne diyor efendiler? Diyor ki ΤΡΕΧΕΔΙΠΝΟC (trekhedipnos) ve biraz altında AKAIROC (akairos).

İlk kelime bileşik: “Dipnos” Klasik Yunanca’da “yemek” anlamına gelen Deipnon/Deipnos’un Roma dönemi Yunancası’ndaki hali olsa gerek (ei sesi > i sesi oluyor). Trekhe- de koşmak kökünden geliyor.

Yani kelimenin anlamı “Yemeğe koşturan YANCI”! Neden yancı? Çünkü Plutarkhos’tan biliyoruz ki (http://bit.ly/1UacOB2) yemek şölenlerine geç kalan “parasitos”lar, yani dalkavukluk ederek başkasının masasına yanlayan, çakal gibi insanlar için kullanılan bir tabir bu. Hem yancı, hem de geç kalmış, gerçekten hayvan gibi bir insan bu kimse, adı da herhalde Taylan filan olsa gerek. Böylece “parazit”in de etimolojisini aradan çıkarmış olduk: “başkasının yemeğine yanlayan” (http://bit.ly/1VKUGzq)

Neyse efendim altında ne yazıyor bu kelimenin, akairos, o da durumlar ve olaylar için kullanıldığında “zamansız”, gavurcasıyla “untimely, ill-timed”. Ama insan evlatları için kullanıldığında “can sıkıcı, ne pis adam bu, öf valla içim bayıldı bu heriften” gibi anlamlara gelen bir sıfat (http://bit.ly/1r8PKrb).

Yani hakikaten güneş saatine bakarak koşturan bi abi var mozaikte ve şölene geç kaldığı için koşturan bir yancı bu herif ve çok muteber de bir insan değil belli ki! Peki var mı Roma dönemi Yunan literatüründe, kurmaca metinlerinde böyle bir dangalak? VAR!!

Nikos Tsivikis isimli bir Yunan araştırmacının bugün lank diye en süperli şekilde tespitlediği üzere (http://bit.ly/1YNPich), Alkiphron isimli, Loukianos’un da çağdaşı olduğu sanılan bir MS 2.-3.yy. şair ve filozofunun bir kurmaca mektubunda geçiyor bu hikaye. Metnin ingilizcesine şuradan ulaşılabiliyor: http://bit.ly/1MQ3WPO, ama ben özetleyeyim.

Trekhedeipnos isimli karakter kankıtası Lopadekthambos’a diyor ki: “Abi güneş saatine bakıyom, daha saat 6’ya bayağı var. Bugün Theokhares’in evinde yemeğe yanlıycaktık, ama o öküz herif saat 6 diye haber almadan hayatta oturmaz yemeğe. Şu güneş saatiyle oynayalım bi numaralar yapalım da, saat 6 zannetsin hıyar, zira açlıktan geberiyorum abi, dayanamıyorum Muhsin, beni artık anlamalısın.”

Yani işte bizim mozaikteki iki kafadar bunlar olsa gerek, çıplak kelleli kel herif de uşak filan değil, Lopadekthambos kişisi. Ve eğer şüphelendiğim üzere “akairos” Trekhedipnos’a sıfat olarak kullanıldıysa, “can sıkıcı Trekhedipnos”, yani “yemek şölenine yancılığa gelen düzenbaz lavuk parasitos” olarak çevrilebilir.

Böylece şunları öğreniyoruz:

1) Basın bülteninde sürekli MÖ 3. yy olarak veriliyor mozaiğin tarihi. Muhtemelen ajansın hatasıdır, zira Antakya mozaikleri genelde zaten MS 2.-3. yy. Zaten MÖ 3. yy’da yemek salonunda iskelet filan görülmüş şey değil! Ama hata değilse, zaten direksöman Alkiphron’dan alınmış bu hikaye “olabilecek en erken tarih” olarak geç MS.2-erken MS. 3. yy veriyor.

2) Mozaiklerde klasikleşmiş antik yazarlar, bilinen mitolojik yahut kurmaca hikayeler çok görülür, ama çok da meşhur olmayan ikincil önemdeki Alkiphron’un bir hikayesi betimlenmiş burada, yani ev sahibimiz okumuş etmiş bir kimseymiş. Her şeyin başı eyitim gerçekten de. Özellikle ortaokul. Lise de önemli ama esas temeli ortaokulda almıyor muyuz?

3) Roma döneminde yemekler illa 10da yeniyor, diye bir şey yokmuş. En azından Theokhares saat 6’nın meftunuymuş, saat 6’nın sevdalısıymış. Peki o ney? Altıncı Seyat – sexta hora deyince bu ya gün ortasına denk geliyor, ya gece yarısına. Güneş saati mevzu bahis olduğuna göre adamlarımız olan yancılarımız öğlen yemeğine yollanıyor olsalar gerek. Öğlen yemeğine yancılık da artık neyse lan bişey demiyorum.

4) Bu mozaikli evin sahibine misafirliğe gidilmez.

 

Kaynak:

Alfingen Dodür

 

 

 

Yazar Hakkında

Tamar M. Tegün

Co-Founder of Cokiiya.com
Founder of EnjoyinGeorgia
Freelance journalist, writer, traveller.

hiç yorum yok

error: