Kadın başına Hindistan: 45 günde bir ömür

0

Terapist ararken Hindistan’a gittim, 45 gün kadın başıma dolaştım. Hindistan güvenli mi, başıma neler geldi anlamaya da, anlatmaya da doyamadım. 

Her şeyin bir sebebi olduğuna inananlardanım. Ve aslında hiç de tesadüf olmayan bir sebepler zinciriyle, tam da şu anda oturduğum bu masada, fıtratıma uygun bir terapist arıyorken, terapiste vereceğim parayla Hindistan’a gitmeye karar verdim. Öylece. Galiba yarım saat içinde.

Baştan anlaşalım, backpaker değilim, hippie değilim, yoga yapmıyorum, spritüal şeyler kovalamıyorum. Hindistan’a gitmeden ayurvedik 3 şey sorsan söyleyemezdim. 

Domestos’un hayatında ciddi yer tuttuğu bir insanım. Yemek seçerim. Kokulara karşı çok hassasım. Tütsü sevmem, sandal ağacı kokusunu ekstra sevmem. Rahatıma düşkünüm. Yılanlardan çok korkuyorum. Baktım ki üstesinden gelecek çok şey var, Delhi belly bile olmadan gittim geldim. Bir tek dudağım uçukladı ve gerçekten 3 hafta iyileşmedi. O kadar. 

Hyderabad’a uçtuğum gece Pakistan ve Hindistan savaş ilan etti. Şansım bu şekilde. Tşk.

Hindistan güvenli mi? 

Hindistan gibi tecavüz haberleriyle hatırlanan koskocaman bir ülkenin en kuzeyinden güneyine, bambaşka kültürlerle, bambaşka dillerle yaşayan şehirlere, köylere tam anlamıyla kadın başıma gittim. Bazı rotalarda 3 kadına dek yükseldik. Hyderabad, Jaipur, Delhi’yi gördüm, Rishikesh’i ve Goa’yı yaşadım. Başıma daha önce Türkiye’de gelmemiş bir fenalık gelmedi. Şükürler olsun.  

Herkes gibi ben de gitmeden önce insanların bana ‘dik dik’ bakacaklarını biliyordum. Aynı senin Kongolu, Ganalı saatçi zenciye, Japon’a Çinli’ye baktığın gibi sana bakıyorlar. Fark bu. Beyazsın, nadirsin, onun ancak televizyonlarda gördüğü başka bir dünyadan geliyorsun ve enteresansın. Ben bundan rahatsızlık duymak yerine, fizîken taciz edilmediğim sürece durum ve kişileri yok saymayı seçtim. 

Duyabileceğim rahatsızlık seviyesini de paramla düşürdüm. Delhi – Dehradun arasında yaptığım 1. sınıf 4 saatlik tren yolculuğunu saymazsam hiç toplu taşıma kullanmadım. Hiç otobüse binmedim. Toplasan 15 kere rikshaya binmişimdir, o da çok kısa mesafede. 

Goa’da ilk 15 gün kaldığım hut dışında ya Airbnb yaptım, ya da en azından 3 yıldızlı otelde kaldım. Güvenliğini satın almak bir gerçek. 

Burada elbette toplumsal normlar, neyi taciz olarak görüp görmediğiniz bir faktör, neyi nasıl tolere edeceğini, durumları nasıl idare ve manipüle edebildiğiniz bir diğer faktör. Ama tüm bunların ötesinde gittiğin yerin insanına saygı göstermek gerekiyor. Döndüğümde fark ettim, tanımadığım kimsenin fotoğrafını çekmedim. ‘Sepet ören Hintli, bitli çocuk, charas içen saddhu’ fotoğrafı çekmeyi büyük bir saygısızlık olarak görüyorum. Ve fakat tam aksine, Hintliler bunu böyle görmüyor. 45 gün boyunca, o anda ne yapıyor olduğumun önemi olmaksızın yanıma gelen ve birlikte fotoğraf çektirmek isteyen en az 450 kişiyle fotoğrafım var. 1000 kadar tuhaf herifi de reddettim. 

Ha hiç taciz edilmedim mi? Edildim. Goa’da Arambol’de plajda 04.00’te tek başıma partiden kaldığım yere dönerken, zifiri karanlıkta bir grup sarhoş Hintli tarafından sözle taciz ve takip edildim. Öyle oldu ki karşıdan gelen başka bir sarhoş grup da bana yönelince tacizcilerim beni yeni tacizcilerden korumaya çalıştılar. Ben dümdüz yürüdüm, gittim.

İletişimde seviyeyi belirleyen taraf olma başarısı, bol anne duası ve kendime güvenle 25 gün tek başıma kaldım Goa’da. Girdiğim ortamları, tanıştığım insanları, cesaret ettiğim şeyleri anlatsam, geri dönebildiğim için bi’ yetimi giydirirsiniz. Ama zaten tüm bunlar başıma Türkiye’de de geldi, geliyor, eminim yine gelecek.  

Tüm bunların ötesinde Hindistan özellikle taciz konusundaki repütasyonundan hiç memnun değil ve konuya hassasiyet gösteriyor.

Rahatsız edildiğiniz an telefonunuzdan 181 ve 1091’i arayarak Women Helpline / Kadın Yardım hattından acil yardım alabilirsiniz. Polis 100.

Hintli bir avukat arkadaşım telefonda ‘Kendimi güvende hissetmiyorum’ dediğiniz an en yakın ekibin size yönlendirildiğini söyledi. Güveniyorum  kendisine. Kafamdan gözlüğümü çalan maymun dışında hiç soyulmadım. Zaten ghettolarda da gezmedim. Freebag rulez. 

Hatta öyle ki, Goa’ya hiç bir yere rezervasyon yaptırmadan, uçağa atlayıp gittim, ilk gece Vasco de Gama’da kalıp taksiyle Arambol Beach’e gittim. Valizimi ilk bira içtiğim yerdeki garsonlara emanet edip, 3 km boyunca plajdaki bütün shack ve hutlara bakıp plajın en sonundaki Jamaica Huts’ı tuttum. Dönüp valizimi aldım, GoPro falan her şey tastamam yerindeydi.  

Jamaican Huts

Kaldığım hut, tamamen hasırdan ve bambudan yapılma, basit bir omuzla pıt diye yıkabileceğin bir yer. 5 metre yanımdakinde 3 Nijeryalı immigrant kalıyor. Çünkü gecelik 38 lira.

Bi sabah saat 5 gibi bi tanesi ışıklarım açık ve içeride müzik dinliyorum diye kapımı çaldı, “Are you sleeping?” dedi, kapıyı açmadım, gitti. Korktum mu? Hayır. İnsandan korkan bi yapım yok zaten. En kötü ihtimalle çığlık çığlığa bağırırsın ve biri mutlaka duyar, duyana dek fizik prensiplerinden faydalanırım ilkesiyle hayatta kalmaya çalışıyorum. 

Yalnız yolculuk yapmanın bir kadına ne kadar iyi geldiğiyle ilgili ahkam kesecek değilim. Ama tüm kadınların, hayatında en az bir kez yapması gerektiğine inanıyorum. O anda canın ne istiyorsa, keyfinden başka hiçbir şeyi önemsemeden yapabilme hürriyeti paha biçilemez. 

Yemek yemen lazım ama yememeyi seçebilme hürriyeti çünkü gün o kadar güzel batıyo ki, ve bi boğa oturmuş yanıbaşına, boynuzları van gölü kadar. Ve bundan daha önemli hiç bişe yok kumun yanında esamen okunmaz, gıda nedir, bünyeyi beslemek için.

Hindistan’a hazırlık

Çok büyük paralar kazanan biri değilim. En az 10 yıldır kredi kartı kullanmıyorum. Kenarda bir birikimim de yok. Gidip nene gibi Ziraat Bankası’ndan kredi kartı çıkartıp, 3000 TL limitli kartla 2950 TL’lik ilk bileti aldım. 

Gitmeden önce hepatit ve tifo aşılarımı oldum.  Sıtma için yola çıkmadan 1 hafta önce tablet almaya başladım ve 2 hafta her gün kullandım. Tetanos ve kuduz aşılarım zaten vardı. Seyahat sağlığı sigortası tabii ki yaptırdım ama hiç kullanmam gerekmedi. Siz yine de yaptırın. Ben çok dikkatli davrandığım için hiç hastalanmadım.  

Vizeyi zaten evrakların tam ise başvurduğun günün akşamı alıyorsun. Vize $100. Tüm hazırlıklarım dahil, Hindistan’da hiç de ucuzunu kovalamadan aldığım 4 iç hat uçuşu, şehirlerarası ve şehir içi kilometrelerce UBER ve taksi, Goa haricinde en az 3 yıldızlı otellerde yüksek standartlarda toplam 8K TL harcadım. Nefisti. 

Ben gittiğim yerlerde insanlara hediye vermeyi seven biriyim. 120 paket Türk kahvesi, birkaç bakır cezve, İstanbul & Türkiye çakmakları ve kartpostallar ile bir sürü anı ve arkadaş biriktirdim. 

Yanıma aldığım onlarca paket sanitizer çok gereksiz bir yükmüş. Orada tillahı var spreyinden mendiline her yerde. Yanınızda götürmenize gerek yok. Bir noktadan sonra standartlarınız değişecek. Değişeceksiniz. Rishikesh’te üzerine kara sinekler konan hindistan cevizi dilimlerini “Yâ Şâfi!” diye yedim, döndüğümde de parazit ilacı kullandım. Neresinden görürsen gör, hadis var konuyla ilgili, “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.” hayatı kendinize.

Yanınızda şahsi ilaçlarınız dışında ilaç taşımanıza gerek yok bence. İbuprofen, parasetamol, antihistaminik falan tüm eczanelerde var. Hatta Ayurvedik eczanelerde aklınıza gelmeyecek ilaçlar bulabilirsiniz.

Tüm Hindistan’ı tek bir çift spor ayakkabıyla ve bir parmak arası terlikle geçirdim. Götürdüğüm ve hiç giymediğim bir düzine kıyafeti de orada arkadaşlarıma hediye ettim. 

Hindistan’ın insanı “kendinden geçiren” bir hâli var. Kendinden vazgeçiren. Unutturan öğretilmiş ya da öğrenilmiş nefsini, daha uzun baktıran kendine. Anlamak ve mâna üzerine saatler dönerken küllüm uyum içinde kainatta, 2 metrelik bir bezin ne kadar çok şey için var olduğunun farkına varmak mesela. Paha biçilemez.

Ben Atatürk Havalimanı’nda tüm paramı Rupee’ye çevirdim. THY uçağında Gulf Air economy class bileti ile Hyderabad uçuşuma dek 2 saat beklemek üzere Bahreyn Havalimanı’na indim. 

Bahrain Havalimanı bir duty-free’de araba gördüğüm tek yer olabilir. Hiç keyifli bir havalimanı değil. Sigara içme alanları çok küçük ve aşırı klostrofobik. Yalnızca 45 dakika için WIFI kullanabiliyorsunuz. Eğer uluslararası kullanıma açık bir mobil hattınız yoksa, 45 dakikada ne yaparsanız yanınıza kâr. Hızdan değil yavaşlıktan bahsedebiliriz ancak.

Yemek konusunda çok seçeneğiniz yok. Mc Donald’s var ama her şey aşırı pahalı. 1 BD – 17,5 TL. Mc Chiken menü 16 BD idi. Hesaplamak istemiyorum şu anda. 


Dönüşte aktarma için 8 saat havalimanında beklemem gerekti. Telefonun saatini 7 saate kurup, Rishikesh’ten aldığım yak yünü şalın üzerine uyku tulumumu sererek halıfleks kaplı zeminde 6 saat uyudum. İnternet kullanabilmek için Sky Bar’a çıkıp 12 Euro – 80 küsür TL ödemek zorunda kaldım. Birayı bitiremedim bile vakitsizlikten. Barda yanımda oturan adama verdim, ‘Al karşim’ diye. Gulf Air’in havalimanında 8 saat üzeri bekleyen aktarma yolcuları için verdiği yemek biletini alıp Sky Restaurant’a çıktım. Yemek gayet averaj. Almak gereken besin olarak bakınca yeniliyor. Yoksa para vermezsin. Ben vermem yani.

Bahrain – Hyderabad uçuşum sabaha karşı olduğu için ben o 4 saatin sanırım en az 2.5 saatini kulak tıkacıyla uyuyarak geçirdim. Uçakta ağlayan bebekleri ve arsız çocuklarıyla ilgilenmeyen anne babalarla ilgili hissiyatıma girmiyorum. Yemek servisi başladığında kabini saran baharat kokusuyla uyanmak mümkün. Ben yemedim, ama yanımdaki teyzeler düz gömdü. Hyderabad Havalimanı’nı hem iç hatlar hem dış hatlarda defalarca kullandım, yoğun ama tatlı bir havalimanı. 

Hyderabad’da şehir içi ulaşım için, eğer benim gibi ayağınız motora değmediyse en temiz yöntem UBER. Ben havaalanı için hep onu kullandım. Şehir içinde kısa mesafe için aceleniz varsa ve tozu umursamıyorsanız binmeden sıkı pazarlıkla rikshalar var. Gayet keyifli. 

Gitmeden önce Airbnb üzerinden kiraladığım daire gerçekten beklediğimin üzerinde iyi konumda ve şartlarda çıktı. Banjara Hills zaten şehrin Akaretler’i. Civarda konaklamak isteyen olursa kesinlikle tavsiye ederim.

Gün batarken terasta ayaklarını uzatıp King Fisher yudumlarken pencerede papağanlar, balkonda pembe gekolar görebilmek benim için paha biçilemez. Bu arada kendim kadar yarasa gördüm terasta bi gece. Meyve yarasasıymış. Batman kesinlikle Hyderabad’da yaşıyo eminim artık. 

Tabii 29 Şubat’ta 4 C dereceden 44’e gidince Hyderabad’daki ilk günlerim gerçekten çok bitik geçti. Sokaklarda vakit geçirecek mecal bulamadım. Birkaç gün içinde Jaipur uçuşum olduğu için yemek ve suya çok dikkat ettim. Bir akşam Zomato’dan makarna söyledim. O kadar acıydı ki yerken kafam terledi öyle diyim. Yine de lezizdi. Long live Zomato. 

Bir diğer akşam da Hyatt Otel’in rooftop restoranında yedim. Garsonlardan birinin biraz muhabbetin ardından ikram ettiği tiramisu gerçek bi efsaneydi. Kesinlikle tekrar gidiyorum. 

Hyderabad’da hava kirliliği bizim büyük şehirlerde alışık olduğumuzun çok üzerinde. Ben bir akşam yangın var sandım, normal hava kirliliği dediler. Çok fazla araç ve yakılan çöpler alerjik bünyeler için gerçekten risk oluşturabilecek bir dumana sebep oluyor.

Ben çok alerjik bi insan olmasam da, günde abartmadan minimum 50 kez hapşırarak rekor kırdım. 

Hyderabad gece hayatı biraz enteresan. Hindistan genelinde tüm gece kulüpleri gece 01.00’de mekanı boşaltıyorlar. Bizdeki gibi bi kulüpten öbürüne dolaşmayı unutun. Block 22 dahi, ki en büyük kulüplerinden biri, gece 01.00 dedi mi dışarı alıyor tüm müşterileri. Mekana arabasıyla gelmiş ama alkollü araba kullanmak istemeyenler için Hindistan’da telefon edip şöför kiralamak gibi bir opsiyon var. Adam bulunduğunuz yere geliyor, sizi gideceğiniz yere götürüyor, alıyor parasını, iniyor gidiyor. Bu adamlar gelene dek de kapının önünde son biralar içiliyor, kimin evine gidilse kararlaştırılıyor ve mutlaka en az birkaç katlı bir villaya gidiliyor. 

Türk gerçekten her yerde Türk

Biz 2 kız kendi şoförümüzü kaldırımda oturmuş beklerken, yanımıza oturmak isteyen ve benim kovaladığım elemanın arkasından bir diğer arkadaşının “Bi siki beceremedin amk Burak!” diye bağırışından anladığım üzere, bu kapı önlerinde geçirilen vakit yaşamsal değer taşıyor. Ne şans ki, Hint erkeklerinin de ‘yazılmada’ Türklerden aşağı kalır yanı yok. Ben hayatımda ilk defa bir kulüpte önümde benimle tanışmak önümde kuyruk olduğunu gördüm. Baya ATM kuyruğu gibi. Şok geçirdim gerçekten. Beyaz kadının bu kadar ilgi çektiğini duymuştum ama bu kadarını gerçekten tahmin etmemiştim. Gızlar, Hindistan’da gerçek anlamda elmas değerindesiniz. Ona göre. 

Sıradan bir wine shop

Hindistan’da marketlerde alkol satılmıyor. İçki namına bulabileceğiniz her şey için wine shop denen ve önünde yalnızca adamlar, camlarında demir parmaklılar bulunan dükkanlara gitmeniz gerekiyor. Eğer kadınsanız, ne alacağınızı önceden bilseniz iyi olur. Bir kısmı pek İngilizce bilmiyorlar. Hintli kadınların içki içmesine çok da sevimli gözle bakılmıyor. Misal benim en yakın arkadaşım, evinin yanındaki dükkandan bu güne dek hiç bira almamış. Evlerine birayı gizlice soktuk, gizlice içtik 15 yaşında gibi.

Evet BIRA marka biraları var. Gayet ne nefis.

Marketler dahil tüm dükkanlar gece 22.00’de kapanıyor. O saatten sonra içki alabilmek mümkün değil. Açık eczanelerden kola, bisküvi, su falan alabilirsiniz o saatten sonra ancak. Ya da arabaya yemek servis eden sokak yemekçilerine gidebilirsiniz. 

Hiç sevdiğim bir janra olmasa da, en yakın arkadaşım çalacağı ve birlikte geçirdiğimiz her an çok önemli olduğu için Hyderabad’dan Jaipur’a Local District Music Festival’e gittim. IndiGo, Air India ve Spice Jet’le ülke içi economy class uçuşlar gayet tolere edilebilir düzeyde. Pegasus school. 

Local District’in yapılacağı Kalwar Kalesi, Jaipur Havalimanı’na 35 km uzakta olsa da, gayet de iyi segmentte bir arabayla yolu sanırım 2.5 saatte alabildik. 

Kalwar Kalesi

Kalwar Kalesi 1879 yılında şehirden kaçamak için yaptırılmış ama artık otel olarak hizmet veriyor. Kalenin dışında küçük bir köy Kalwar zaten.

Sterling Atharva Heritage Resort

Festival için büyük bir çadır kent kurmuşlardı, artistlerin bir kısmı da çadırda kaldılar hatta, ama sanırım biz beyaz kız kadrosundan baya enteresan bi otelde kaldık. Organizasyon bizi direkt Sterling Atharva Heritage Resort’ta konaklattı sağ olsunlar. OD bir günü geçirmek için oda servisinden daha güzel bir şey olamaz. :B

Duştan sonra saçını yağlamak için oda servisinden Hindistan cevizi yağı isteyebilmek diye bir şey varmış mesela. Rajastan’da bir köyün Sterling isimli otelinde Jeniffer Lopez – Richard Gere filmi izleyip sıcak su içeceğimi hiç hayal etmemiştim. Muhteşemdi. Ssdfgdsjhfgdsfh. 

Festival benim için averaj bir elektronik müzik festivali. Arkadaşımla olmasam dakika durmazdım, ama bir şekilde öyle saçma insanlarla tanışıp, öyle saçma şeyler yaşadık ki anlatamam. Yalnız kadın dünyanın en ilgi çekici şeyiyse, yanlarında bir erkek bulunmayan iki kadın daha da çekicidir ilkesiyle yanımıza gelen türlü çeşit insanı sayamadım. 

Müzikten bağımsız olarak, gerçekten muhteşem bir gökyüzünün altında, , bir kalenin çatısında kafam Jaipur Ovası gibi oturmak dahi muhteşemdi. Ayağa kalksan saçına takılacakmış gibi yıldızlar. Çok acayipti. 

“Milk not for sale”i Hintli arkadaşlarıma sordum, “Bu ne yiaaaa?” diye. “Who knows?” dediler.

Kalwar’dan Delhi’ye uygulamanın 4 saat olarak gösterdiği ama 7 saat süren, şoförün 70’in üstünde gitmek için bizden ekstra para istediği bir Ola ya da UBER yolculuğu yaptık. Arkadaşıma sesini yükselten zımbo şoförü itip kaktım son raddede. Müşteri hizmetleriyle yaklaşık 1 saatlik telefon kavgası ve kalkan kaşımız sayesinde yarı fiyatını ödedik. Ne diyor ünlü büyüğümüz Killa Hakan? İlk kural saygı. 

Delhi’de evinde kaldığımız arkadaşım Shwa tüm sükûneti ve dolaba stokladığı King Fisher’lar ile mevzuyu bana çok kısa zamanda unutturdu. Sabahında  International Yoga Festival’de Mooji Baba’yı izlemek için Delhi’den trenle Dehradun’a yola çıktık. 

Benim burun bükerek gittiğim ve tam anlamıyla 4 muhteşem gün geçirdiğim Rishikesh bambaşka bir hikâye, o da yolda. <3

Yazar Hakkında

Tamar M. Tegün

Co-Founder of Cokiiya.com Founder of EnjoyinGeorgia Freelance journalist, writer, traveller.

hiç yorum yok

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: