Fındığı kavaktan ayıran çocuk yetiştirebilmek hayal değil

0

Fındığın ağaçta yetiştiğini bilen, hayvanları birbirinden ayırt edebilen, tohumdan meyveye uzanan yolculuğu deneyimleyerek yaşayan çocuklar yetiştirebilmek hayal değil. Kentten köye göçmüş birçok insandan ikisi olan Aysun Yontar ve Murat Ateş’le, tavukları, kedileri ve köpekleriyle doğanın bir parçası olarak yaşadıkları Bodrum’da çocuk büyütmek ve çocuk olmak üzerine konuştuk.

‘Doğayı tanıyan, bilen, seven ve doğayla uyum içerisinde yaşamayı öğrenmiş çocuklar yetiştirmek için köye mi gitmek lazım, yoksa şehirde de bu mümkün mü?’ çıkış noktasıyla merak ettiğim pek çok konuyu konuşmak için Bodrum’un yolunu tuttum. Aysun ve Murat, gerek hayran olduğum yaşam biçimleriyle, gerek sorularıma verdikleri samimi cevaplarla, benim için kişisel bir motivasyon kaynağı oldular; ancak onların “çocuk, doğa ve ebeveynlik” üzerine düşünceleri, psikolojik ve sosyolojik çok değerli tespitler sunuyor; yüreğinde çocuklarını doğanın bir parçası olarak büyütebilme aşkı taşıyan tüm anne babalar için başka bir yaşamın mümkün olduğunu hatırlatıyor.

10847965_10153221217733366_1639601911969578625_n

Bodrum’a nereden taşındınız ve taşınma sebeplerinizden, varsa, “doğa ve çocuk”la ilgili olanları paylaşabilir misiniz?

A. Yontar: Uzun yıllar yurt dışında, Almanya da yaşadım. Bir tiyatro sanatçısı ve kültür-sanat menajeri olsam da çocuklar, gençler ve yetişkinlerle gerçekleştirdiğim tiyatro pedagojik çalışmalarımla edindiğim deneyimler mesleki ve özel yaşamıma yön verirken, oluşan farkındalığım bana işimin ve bilgimin aslında doğup büyüdüğüm ülkemin insanında yoğrulması gerektiğini gösterdi. Bu gerekçenin karmasında gelişen olayların akışında kendimi Türkiye de buluverdim. Bodrum’a gelişim çok özel nedenlere bile dayansa, verdiğim kararın kesinliği Bodrum’un halen doğal dünyasını nispeten koruyabilmiş olmasıydı.

O zamanlar sekiz yaşındaki oğlumun doğaya bağlılığı, bir çiftlik evinde koyunlar, tavuklar, kedi ve köpeklerle yaşama isteği ve onun deyimiyle toprak ananın göbeğinde yetiştirmek istediği sebze ve meyveleri, bana Bodrum’da yaşama kararının doğru olduğunu gösterdi.

13159d_18c28f6de01e4f859b3a48b005cc80e9

Buranın doğası, sadece tabiatında, solunan havasındaki duru oksijeninde ve Akdeniz’in kendini sahile salıveren çekici coğrafyasında sınırlı kalmıyor, antik kentlerinin günümüze kalmış kalıntılarında halen yaşayan büyülü tarihi de Bodrum’un gerçek çehresini oluşturuyor. Oğlum ve benim için hem bedenimize hem ruhumuza hem de zihnimize şifa veren büyülü bir alan burası.

13159d_06dfa1616fea4921bc17d9686732a53e

Bodrum’da “çocuk” olmak ve de “çocuklu” olmak büyük şehirdekinden daha kolay/eğlenceli/avantajlı mıdır? (Soru “evet” cevabını vermenizi ummaktadır; siz yönlendirmelere aldırmayınız!)

A. Yontar: Büyük şehirden Bodrum gibi bir sahil kasabasına yerleşmek için karar veren aileler, entegrasyon aşamasında iki sorunla karşı karşıya kalıyorlar ki ben bu soruna bir isim verdim; ‘’Bodrum Sendromu’’

 Ebeveynlerin şehir yaşamından köy-kasaba yaşamına kaçışlarında yaptıkları seçim ve verdikleri kararlara ne kadar hazır oldukları tartışılır bir durum.

 13159d_72c9da6d5758421e837d25ea45a1bfcd

İlk olarak Bodrum’a gelirken şehir yaşamını ve alışkanlıklarını ne kadar arkalarında bıraktıkları ya da bırakabildikleriyle alakalı. Tıpkı soğuk bir ülkeden sıcak bir ülkeye yapılan yolculukta üzerimizde taşıdığımız paltonun sıcak ülkede ihtiyaç duyulmayacağı halde yanımıza almamız, hatta yolda üşütebiliriz korkusuyla üstümüze giyip ne yolculuk boyunca, ne yeni ülkeye geldiğimizde ne de kaldığımız süre boyunca üzerimizden çıkartmamamız gibi. Bir de bunun üstüne farkına varamadığımız bu durumda ‘sıcaktan boğuluyoruz’ serzenişlerinde yolculuğun asıl amacındaki sıcağın keyfini çıkaramamamız ekleniyor. Kısacası hayatımızı ne kadar fark ederek yaşıyoruz!

 13159d_c891e3a857b54a29a33da831e986fa88

İkincisi ise ‘Vermiş olduğumuz karara gerçekten ne kadar hazırız?’. Buna verebileceğim en iyi örnek evdeki hesabın ne kadar çarşıya uyduğu ile alakalı. Doğa ile birlikte, doğadan gelen nimetlerle yoğrulmak için hem cesur olmamız hem de biraz donanımlı olmamız gerekiyor. Bir çiftlik evinde hayvanlarınla, ekip biçtiğin toprağınla, denizin derinliğiyle, kumsalın bekâretiyle yaşama arzusu… Ancak hayallerin gerçekleştiği bu mekanda realite biraz farklı görünüyor. Bodrum’un beldelerinde kurulan köylerde, şehirli edasında salınan yaşamı fark ediyorsunuz. Sokaklarda oynayan çocukları, aileleriyle çizdikleri mutlu tabloların çerçevelerine coşkudan sığamayan ebeveynleri göremiyorsunuz. Birçok beldeye kurulmuş AVM’lerin dolup taşması, sakin ve huzurlu meskenlerin inanılmaz fiyatları, ya da uygun fiyatlı konutların iç içeliği, yalıtımdan uzak oluşu ve nemi; ulaşım/alt yapı yetersizliği, okulların sınıf ve öğretmen yetersizliği, özel okulların sadece para üzerinde var oluşu insanları hayal kırıklığına uğratıyor. İşte, cesaret, bilinç ve donanımlı olmak burada asıl gereken.

13159d_ad5e7f24d6924e45bafc7efb514302f6

Buradaki ebeveynlerin Bodrum’un hakiki değerlerini algılayamamakta ve yaşayamamakta olduklarını düşünmekteyim. Ancak düşlerine, yaşam tarzlarına entegre olabilenler henüz bunu Bodrum’da karaktersel bir yaşam biçimine dönüştürebilecek çoğunluğa ulaşamamıştır. Ancak Bodrum’un şehirden daha dingin, bir o kadar da daha heyecan verici olduğunun, tabii organik yaşantının içinde olduklarının farkındalığında olan ebeveynler Bodrum’un doğasını yaşayabiliyor, zevkini alabiliyorlar.
13159d_e65de4e6a52448a1a9960bb7827e660c

Bodrum da çocuk olmak ve yaşamaksa ebeveynlerin farkındalıkları ve cesaretleri derecesinde hayata geçebilmekte… Ben ve oğlum Bodrum’da olmaktan hem keyif alıyor, hem de zihnimizle, bedenimizle, ruhumuzla buranın tabiatına paralel olarak gelişiyor, genleşiyor ve değişiyoruz.

11204453_10153221197158366_6211452191115968188_n

Büyük bir karmaşadan büyük bir sükûnete taşınan çocuk bocalar mı? Yoksa ‘bocalamak’, ebeveynin çocuğa istemeden ataçladığı kendi dosyalarından biri midir?

A.Yontar: Çocuk, kanımca karmaşa ya da sükûnet duygusunu ebeveynlerinin düzeni, iç huzuru ve kararlığı oranında algılar ve yaşar. Çocuklarımızın, iç dünyamızın aynaları olduğunu varsayarsak ki kanımca öyle, ‘bocalamak’ nitelemesindeki atacı çocuklarımıza yapıştırmamızın asıl nedeni, aynada görmekten çekindiğimiz iç dünyamızdan kaçışımızdır.

12472666_10153414849043366_8282630707707786626_n

Murat Ateş: Bu, anne ve babanın o beton yığınları arasında çocuklarına verdiği doğa sevgisiyle ilgili olmalı… Karpuzun ağaçta yetiştiğini sanan çocukların kısa bir dönem bocalaması mümkün elbette… Hoş koskoca ineğe ‘keçi’ diyen yetişkin şehirlileri de görmüşlüğüm var naçizane…! İki aylık kangalımı getirirken bindiğim taksinin Sivaslı şoförüne sormuştum: “Ne yapacağım ben bunla?” diye… Verdiği cevap sanırım irili ufaklı bütün insanlar için de geçerli: “Ayakları toprağa değsin, o bilir ne yapacağını!”

12471324_10153395062608366_4470933102963241763_o

İstanbul ebeveyni “soğuk”tan kaçınır. Yağmur/kar ve rüzgârlı havalarda dışarıda pek çocuk göremezsin. Bodrum’daki çocuklar da “içe” kapatılır mı bu havalarda?

A.Yontar: Kendi doğamızdan, daha annemizin güven çeperi olan rahminden ayrıldığımız andan itibaren sanki sistematik bir şekilde uzaklaştırıldığımızı hemen hepimiz iddia ederiz. Ve doğada kendimizi yeniden keşfetmek bir yana tanıdığımız, öğrendiğimiz, bilinçaltımıza işlenmiş değer yargılarımızın esiri olarak doğal bir ortamda edinebileceğimiz tecrübelerimize en baştan ket koyarız. Bu durumda Bodrum’da da daha yağmur arifesinde çocuklar evlerine çağrılır, korunmaya alınır. Gerçekleşebilecek bir hastalık esnasında antibiyotiğe sarılmaktan çekinmemek bu absürt duruma ivme kazandırmakta. Ancak çocuklar, anne ve babaları bir yağmur esnasında yağmurun altında çalışırken, pazarda alışveriş yaparken, ıslık çalarak yürüyüş yaparken ve hatta dans ederken görebildiğinde yağmuru farklı anlayıp, hasta eden değil de şifa veren kudretinden pay alabileceklerdir.

12046626_10153221184858366_8274377015329203161_n

İstanbul annesinin korktuğu bazı karakterler vardır;  trafik canavarları, kapkaççılar, gündüz gözü yanaşan tinerciler, çocuk parkında dolanan alkolikler, uyuşturucu satıcıları vb. Bodrum annesinin korktuğu karakterler/şeyler de var mıdır, varsa kimler/nelerdir?

A.Yontar: Bodrum, alt yapısı henüz hazır olmadan gelişen ve genişleyen bir yerleşim yeridir. Geçmişin balıkçı köyüne, yaratımlarını doğa ve denizle yoğurup bohem yaşamlarına entegre eden sanatçılar, şehir yaşamının stresinden kaçan emekliler ve de çocuklarını doğayla tanıştırmak isteyen ekolojik bilinci olan aileler yerleşir. Ancak, gerek Bodrum’un sosyal ve siyasi yönetimi gerekse nüfus artışına karşı duyarsızlığı, özellikle çocuklara, gençlere ve annelere yönelik sosyal hizmetlerinde yetersiz kalmıştır.

 12308647_10153329163433366_1952166072889530873_n

Modernleşme ve gelişme adına kurulan büyük alışveriş merkezlerinin bu ihtiyaçlara cevap verdiği kanısında olan belediyeler, Bodrum’un doğasını, bakir zenginliklerini göz ardı etmiştir. Doğru eğitim adına kolejler, özel okullar, etütler, dershaneler inşa etmiş, ancak donanımlı kütüphaneleri, çocuk ve gençlere yönelik müze, bilim-araştırma merkezlerini, kültür-sanat etkinliklerini, doğal hayvanat bahçelerini, oyun parkı ve gençlik merkezlerini tamamıyla ihmal etmiştir. Okul, ev, dershaneler, etüt merkezleri arasında büyüyen çocuklar ileriki safhalarda genç bir birey olarak enerjilerini nereye kanalize edeceğini bilemez olmuş, erken yaşta alkol tüketimi ve uyuşturucu kullanımına başlayıp, cinsel yaşamalarını ona hazır olmadan tatbik etmeye başlamışlar. İşte saydığım bu üç unsur ebeveynlerin Bodrum’da korkulu rüyası haline gelmiştir.

12540743_10153422604273366_3293935671813274188_n

İstanbullu bir anne çocuğuna sık sık “Koşma!”, “Düşersin!” der. Bodrumlu bir anne de bu iki sözcüğü sever mi?

A.Yontar: Bu sorunuza gülümsemekle başlıyorum. Öncelikle buradaki ailelerin birçoğu her ne kadar sorulduğunda elbette Bodrum’ a yerleşme nedenlerinin bilinçli yapıldığının cevabını verseler de, aslında geliş nedenlerinin aslında büyük şehirden kaçış olduğudur. Ne demişler, kaçan kovalanır. Aslen kaçtıkları ise kendileri ve yaşam biçimleri olduğundan, nereye giderlerse gitsinler tüm alışkanlıklarını da beraberinde getiriyorlar.

Köy tavuğu, yumurtası, sütü, yoğurdu, peyniri ve bazen hatta sebzesi ve meyvesini süpermarketlerden almayı tercih ediyorlar. Alışkanlık mıdır bilemiyorum, ancak süpermarketlerin cazibesi ve uygun fiyatı onları halen etkilemekte. Evet, “Koşma!”, “Düşersin!” ve “Üşüyeceksin!” gibi tavırlar da ebeveynlerin alışkanlıkları içerisinde. Ancak bu daha çok Bodrum’ a henüz entegre olamamış taze ebeveynler için geçerli diyebiliriz.

12011113_10153221189658366_492233756803762242_n

Sonrasında düştükleri başka bir durum var ki, bu diğerinden çok daha olumlu sayılmaz; Bodrum halkının lakaytlığı, belki de tabiri caiz ise tembelliği, ilgisizliği ve farkındalıksızlığı bulaşıcı gibi sanki. Çocukların üzerine fazla titreyen ebeveynler, birden inanılmaz bir ilgisizlik örneği gösteriyor ve çocukları okul dışında sunulan etüt ve dershanelere, (az da olsa daha bilinçli ebeveynler) tiyatro, spor, dans gibi kısıtlı etkinliklere sanki ‘nefes alabilme’ adına, başlarından savarcasına gönderiyorlar. Oysa takdir edersiniz ki çocuklara verilen eğitim ancak ebeveynlerin ilgisi, desteği ve övgüsü ile ortak bir paylaşım ağında sabitlenir, gelişir.

13159d_55538562c0fc40c19bbbbbbdc8c742ab

Çalışan İstanbullu ebeveynin en yakındığı şey “trafik”, “yorgunluk”, “yoğunluk” ve “çocuğuna yeteri kadar vakit ayıramamak”tır. Çalışan Bodrumlu ebeveynin yakındığı bir şey var mıdır?

A.Yontar: Çalışan ebeveynlerin, dünyanın neresinde olursa olsunlar çocukların ayırdıkları zaman elbette yetersiz kalacaktır. Ancak İstanbul gibi bir metropolde ev ve işyeri arasında harcanan zaman Bodrum’da kazanımlı bir yaman olmakta. Elbette kalan süre zarfında çocuğa ayrılan zamanın nasıl ve ne kadar değerlendirildiği ise sadece bir bilinç meselesi.

13159d_a1819e4cbfde45789443ca4daddcf6e3

Ben ve benim gibi ebeveynler çocuklarıyla geçirdikleri boş zamanlarını, sahilde yürüyüş yapıp, midye ve taş toplayarak, bunlardan yaratıcı nesneler yaratarak, tepelere tırmanıp kekik, adaçayı, ısırgan, ebegümeci, hindiba, yabani kuşkonmaz, kuzukulağı, mantar ya da çiçek toplayarak, antik kentleri ziyaret ederek, keşfedilmemiş koyları, ormanları keşfederek, kamplar kurarak, hatta toprağı hep birlikte ekip biçerek, hayvan besleyerek, köy sütünden yoğurt mayalayarak da geçirebilirler… Her şey istek, bilinç, farkındalık ve zaman menajerliğinden ibaret.

 13159d_094e39767a554657bb8e1a29aa907749

Tahmin edebileceğiniz gibi Bodrum gibi henüz(!) sakin bir sahil kasabasında İstanbul’da yaşanan yoğun ve stresli yaşam kendini sesliğe ve sükûnete bırakmakta. Turizm sezonlarındaki kalabalık ve müziğin getirdiği ekstralar nasıl algıladığımıza bağlı; İstersek bunu Bodrum’a yazları gelen neşe ve renk olarak görebilir ya da huzurumuzun kaçışından şikâyetçi olabiliriz…

12722202_10153458473168366_1567179411_o

 

İstanbul’da bir çocukla yapılacak şeyler yap yap bitmez; (trafiği göze alırsan) bir yığın müze, sergi, park, tiyatro, sinema, etkinlik, spor okulu, oyun kulübü, sanat kursu, çocuk kitapçısı bulabilirsin. Bodrum’a taşınan çocuğun aktivite seçeneği: a) azalır b) aynı kalır c) azalmaz sadece seçenekler değişir

A. Yontar: Altıncı ve yedinci sorunuzda da yanıtladığım gibi sosyal altyapısı yetersiz bir sahil kasabasındayız. Ancak bilinçli ebeveynler olarak büyük şehri arkamızda bırakabiliyor ve Bodrum’un zenginliklerini değerlendirebiliyorsak, sadece seçeneklerin değiştiğinden bahsedebiliriz.

13159d_f17ceaf2a063477589be81de0d3f2fd3 M. Ateş: Burada yaşayan çocukların daha az seçeneklere sahip olduğunu düşünmüyorum. Üstelik en az beş ay girilebilir bir deniz olmasının, gerek yüzme gerekse diğer su sporları konusunda buradaki çocuklara daha fazla seçenek sağladığı da  düşünülebilir… Bir sürü çocuğun, karnelerini saymazsak, ilk ‘resmi belgeleri’nin optimist sertifikası olması bunun kanıtı olsa gerek! Onun dışında  kalabalık kentlerin çocuklara sunduğu, soruda adı  geçen bütün ‘nimetler’ zaten mevcut…

13159d_d6761df0a00240eb91efee2f720bf873

İstanbul’daki yaşama şartları ve temposu beraberinde çocuğunun “en iyi” okulda “en iyi puan”la okumasını isteyen ebeveyn karakterini ister istemez yaratır. Bodrum’daki yaşam, oradaki ebeveyni bu hırstan arındırmış mıdır, arındıramamış mıdır?

A. Yontar: Maalesef tekrar etmek zorunda kalıyorum ki Bodrum’a entegre olamamış, büyük şehir sendromundan kutulamamış aileler bu hırstan da kendilerini arındıramamış. Ayrıca eğitim ve öğretim kurumlarının sınava yönelik baskıları ve eğitmenlerin sistemde yetersizlikleri veya çok yönlü olabilecek eğitmenlerin ise müfredat baskısı altında ellerinin bağlanması doğal olarak ailelerin hırslarını daha da törpülüyor.

13159d_c048d04b7cce4e4c8e6e3e4638534620

İstanbul’un göbeğinde, çocuğunu marka oyuncak/kıyafet/eşyadan uzak, “doyumsuz biri olmasın” arzusuyla büyütebilmek çaba ister. Bodrum’da bu çabaya gerek kalmaz mı; yoksa TV’nin varlığı, şımarık bir oyunbozan gibi her yeri karıştırır mı?

A. Yontar: Medya kurulduğu günden bu yana görevini mükemmel bir şekilde sürdürmüştür. Kapitalist bir sistemin insan avcısı maalesef Bodrum’da da hem çocukları, hem gençleri hem de yetişkinleri yakalamayı başarıyor. Ve yine her şey kültürlü, bilinçli ailelerin doğru çabasında muvaffakiyet kazanabiliyor.

12695328_10153458477423366_575695817_o

İstanbul ebeveyni, yavrusunu hormonsuz, ilaçsız, fabrika çıkış genlerinde besinlerle beslemek için çırpınıp durur ve buna bir servet harcar. Bodrum annesi aynı dertten muzdarip midir, yoksa muaf mı?

A. Yontar: Muaf!! Elbet bu da onların isteğine bağlı!

12036992_10153221202533366_4710336351494396133_n

İki anneyi yan yana koysan, davranışlarına bakarak hangisinin İstanbul’da hangisinin Bodrum’da çocuk büyüttüğünü anlayabilir misin?

A. Yontar: Büyük şehir sendromundan kurtulamayanlar dâhil Bodrum’daki tüm annelerin davranış biçimlerinde İstanbul’dakilere nazaran daha huzurlu, sakin ve kendine güvenen bir tabloyla karşılaşıyoruz.

13159d_8d3e0ef66a474daab47b60fd88bc5095

Murat Ateş: Annelik bir iklim kuşağı ya da bir sosyal sınıf gibidir; Kars, Bodrum, Newyork ya da Tokyo’daki annelerin çok benzer davranış biçimleri gösterdiğini düşünüyorum. Ancak çocuğunu deniz kenarına getirip ‘üstünü ıslatmaaa!’ diye yırtınan anne, yılın on beş günü Bodrum’a gelen yazlıkçı site sakinidir, o kesin! Yaz-kış burada yaşayan anne asla bağırmaz, çünkü en az iki yedek kıyafet getirmiştir çantasında…!

 12038129_10153221190468366_5095541865717321863_n

Yaşamına Bodrum’da devam etmeyi seçmiş bir aile, İstanbul’a dair bir şeyi hiç özler mi? (Çocuk ve ebeveyn için ayrı cevap veriniz)

A. Yontar: Elbette büyük şehrin canlılığı, albenisi, kültürel ve sanatsal etkinlikleri ebeveynler tarafından özlenir oluyor Bodrum’da. Çocuklar her şeye kolay adapte oluyorlar. Hele doğanın hüküm sürdüğü bir yere adapte olmaları daha kolay olup onları mutlu ediyor. Ancak ileri yaş çocuklarına ebeveynleri tarafından sosyal yaşam adına bir yardım gelemiyor, onları arkadaşlarıyla beraberliğe yönlendiremiyorlarsa, çocuklar daha bir bilgisayar ve televizyon çocuğu oluyorlar. Ancak bu sosyal ağ kurulduğu takdirde Bodrum’da çocuklar eski yaşamalarımızda olduğu gibi arkadaşlarına aileden sayacak kadar yakınlaşabiliyor, birbirlerini rahatça ziyaret edebiliyor, gecelerini değişimli olarak birbirlerinin ailelerinin yanında kalarak geçirebiliyorlar.


13159d_a779727baaaf40a0a75c6abb3f514cc7

Gençlerin durumu ise farklı. Onlara yönelik spor hariç hiçbir etkinlik ve imkan olmadığından çok çabuk boşluğa düşüyor ve şehir hayatını özlüyorlar. Maalesef uyuşturucu, alkol ve hatalı cinsel yaşam onlara burada kucak açıyor.

Çocuklu İstanbul ailesi Pazar’ları doğaya kaçar. Çocuklu Bodrum ailesi Pazar’ları ne yapar?

A. Yontar: Beni yine güldürdünüz! Burada ailelerin birçoğu alışveriş merkezlerini ziyaret ediyor. Sanki şehirden uzak olmak, yoksun olmak gibi geliyor bazılarına…

12714408_10153458472643366_2131868990_n

 

Yazar Hakkında

Ebru Berker Ryadchenko

Lisans: Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği, 1999 Yüksek lisans: Central Connecticut State University- USA, Eğitim Teknolojisi, 2001 Müzik Kariyeri ve İngilizce Öğretmenliği: 2003-2010 Bahçe Öğretmenliği: 2014- Mavi Gezegen Anaokulu Sertifika: Geoff Lawton Permakültür Tasarım Kursu, 2015 Diğer Kurslar: Gıda Ormanı Atölyesi, Rakesh Rootsman Su Hasadı Atölyesi, Ebru Zeynep Aksoy Kendine Yeten Balkon Atölyesi, Didem Çivici Permakültür Tasarım Pratiği Kursu, F.Mustafa Bakır Tohum Alma ve Saklama Atölyesi, Nejat Pars Uygulamalı Balkon Çiftliği Atölyesi, Murat Doğan

hiç yorum yok

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: