“Digital workflow”suz “Dijital sinema”!

0

Kamera negatifi, seyirciye çözünürlüğü çok yüksek bir resim izlettirmek için 2K olarak taranır canım abim. O zaman bunun bazı olmazsa olmazları var. Hiç kendine ait bir SLR fotoğraf makinesiyle RAW formatta çektiğin yüksek çözünürlüklü fotoğrafları bile bilgisayarına aktarırken süre tuttun mu?  Çok yüksek çözünürlükteki film karelerini saniyede 24 kare olarak hesapladığında (RedCam) ve bunu bir SATA diske yazmaya çalıştığında bir şeyden ödün vermeniz gerekir, o da bilgiyi image olarak degil sequence olarak yazmanız demektir. Dolayısıyla kayıplardan biri burada başlar.

Maalesef aynı mantık, filmin montaj işlemlerini yapacağın stüdyoda da (Online) karşına çıkar. SATA disklerden oluşturulmuş ve birbirine hesapta SCSI mantıgı gibi çalısın diye paralel bağlanmış bu veri depolama ünitesi de doğal olarak image degil sequence olarak işlemini yapar. İkinci kaybı da burada verirsin.

Filmin color grading işlemini yapacağınız sistem de sonuç olarak bir hard disk üzerinden çalışır ve bu da SATA sistem. Ayrıca colorist olmayan, montaj operatörlüğünden gelme, hiç bir resim ve renk bilgisi olmayan, kontrastlığın ne olduğunu bilmediği için kontrastlıktan korkan bir elemana teslim olursun. (Türkiye’de gerçek colorist şükür ki var, ama sayısı az)

Sonra herkes şikayet eder akşama kadar; “Stüdyoda monitörde böyle değildi abi!” Elbet ki değildi…

Dünyada workflow adı verilen bir mantık var. Sen negatifini taradıktan sonra yapılan bütün işlemler birbirlerine bir ağ üzerinden bağlı bir dijital makineler silsilesinde yapılıyor. Yani sen bir makinede işin bittiğinde, diğer makineye koltuğunun altında hard disklerle koşturmuyorsun. İletişim bu bilginin bir makineden diğerine kablo sistemleri üzerinden yapılabilmesine olanak tanıyor bazı ülkelerde renk işlemleri farklı yerlerde yapılsa da. İşte bu sistem ağında çalışma biçimine workflow deniyor.

Tamam hadi “bizim burada da bütün o aletler var!

Peki bu bağlantılar, bağlantıların yapılış şekilleri ve kullanılan kabloların uyumluluğu ne kadar doğru?

Hata en başta 2K ya da 4K gibi yüksek datalarla çalışırken bir monitör kullanmaya kalkmakla başlıyor. Hiç bir monitor henüz bu kadar yüksek çözünürlükte bir resim çalışması için uygun değil. Tepkime sürelerinden tut da kontrastlık değerlerine kadar, bir baskı filminin karakteristik eğrisinden farklıdırlar.

Bir baskı filminin (hala sinema salonlarının tamamına yakını pozitif film ile çalışıyor) sensitivity’si (duyarlılığı) 10-15 ASA değerindedir. Yani sen, 500 ASA olarak çektiğin bir görüntüyü monitörde çok daha grenli görürken, aynı görüntü bir pozitif film üzerinde daha az grenli görünür. Baskı filmlerinde bile üreticisine ve serisine göre farklılık gösteren GAMA değerini bir monitöre nasıl kalibre edebilirsin? İmkansız.

Her baskı filminin renk katmanları farklı olduğu için renklere olan duyarlılıkları farklı. Bunu bilen batılı görüntü yönetmenleri farklı lezzetler için farklı baskı filmleri kullanmayı tercih ediyorlar. Aynı Andrew Lesnie’nin Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde Kodak negatif çekip Fuji baskı filmini tercih etmesi gibi.

Christie-IE-Peter Muyzers-1 copy

Her baskı filminin kontrastlık eğrisi farklı. ( Örn. Kodak Vision ve Kodak Premier) O yüzden senin kullandığın monitörün 1/50.000 olması hiç bir şey ifade etmez. Biz birbirimize bunları yutturmaya çalışırken, batı bu sorunu DLP 2K ve 4K projeksiyonlar kullanarak çözmüş. Tabi Türkiye’de kendisini NASA mühendisi zanneden stüdyo teknik müdürleri bu projeksiyonların ev tipi projeksiyonlarla aynı mantıkta olduğunu düşündükleri için, bunu talep eden bir görüntü yönetmeni ya da yapımcıyla karşılaştıklarında sorunu farklı aksettirirler. Dolayısıyla biri Şam’a biri Bağdat’a giden iki materyali birbirine uydurmaya çalışmak, monitörde farklı perdede farklı sonuçlar alınmasının önüne geçemez.

Aynı zamanda bu yüksek teknoloji harikalarını kullanmayı tam olarak bilen operatör sayısının da çok az olduğunu söylemek gerekir. Dünyanın bir sürü ülkesinde bu sistemler satın alındığında; sistemi kullanacak operatör, üretici firmanın workshoplarına, eğitimlerine gönderilir yahut üretici firmadan sistemle birlikte bir eğitmen talep edilirken, Türkiye’de satın alınan sistemin kutusundan kullanma kılavuzu çıkması yeterli görülür. Teknolojiyi satın alabiliriz ama kullanma kültürünü maalesef alamıyoruz. Bu sistemleri de trafikte araba kullanır gibi kullandığımız için ortaya çıkan kötü sonuçlar yapımcıları ”Madem ki sonuçlar perdeye böyle geliyor, o zaman filmi negatif yerine video olarak çekeyim” noktasına getirmekte ki, bu daha da vahim… HD sistem de Türkiye’de maalesef yanlış algılandı…

Daha mı? Gel…

 

Yazar Hakkında

Saadet Sarak

Saatli maarif takviminin arka kapağı

hiç yorum yok

error: